“BİZİM BURADA SUYU ÇİFT BARDAKLA İÇERLER”

Battal METİN (Kul Metin)

 

O gün Bayındırlık İl Müdürlüğü ve Emlak Bankasının ortak çalışmaları ile Bayındırlık Bakanlığı Afet Evleri borçlanma işlemlerinin yapılması için görev yeri Malatya’nın Arguvan ilçesi olarak belirlenmişti.

Bayındırlık İl Müdürlüğünden Bir şoför ve bir memur görevlendirilmişti. Memurun İsmi Fahri idi. Ama şoförün ismini hatırlayamıyorum. Sadece Elazığlı olduğunu biliyorum.

Sabah erkenden bayındırlık il Müdürlüğünün tahsis etmiş olduğu bir araçla yola çıktık. Yolculuklarımız hep neşeli ve güzel geçerdi. Ben arkadaşlarla şakalaşır, zaman zaman türküler söylerdim. Bu da yolculuğumuzun sıkıntılı geçmesini engellerdi. Tüm görev yerlerine gittiğimizde ben hep türkü söylerdim yollarda.

Öğlene doğru Ballıkaya köyüne vardık. Varır varmaz hemen Köy Muhtarı Hüseyin Bey’in girişimleri ve yardımları ile çalışmaya koyulduk. Afetten zarar gören köylü dostlarımızın borçlandırma işlemini yapmaya başladık. İşimiz akşama doğru tamamlandı. Biz Malatya’ya dönme hazırlığına başlamış iken Köy Muhtarı Hüseyin Bey, “Bu akşam misafirimsiniz sizleri bırakmam” dedi. Biz her ne kadar Malatya’ya dönmekte ısrar etmiş olsak da değerli muhtarımız bizleri bırakmadı. Hatta benim koluma girerek zorla götürürcesine evine doğru yollandık.

Değerli Muhtarımızın evine vardığımızda çok güzel bir masa hazırlamış olduğunu gördük. O Köylük yerinde mükellef bir sofranın hazırlanmış olması beni şaşırtmadı desem yalan olur. Sağ olsunlar bizleri hemen başköşeye oturttular. Ballıkaya köyünün değerli dostları sırayla hoş geldiniz dedikten sonra masanın etrafındaki boş sandalyelere oturuyorlardı.

Değerli Muhtarımız bir yandan hizmet ederken bir yandan da insanlara cevap vermeye çalışıyordu. Köyün gençlerinden birkaç kişi muhtara yardım ediyorlar masada ne eksik var ise hemen tamamlıyorlardı. Bu arada Muhtarımız masaya yan yana iki rakı bardağı koymuştu. Belli ki muhtarımız misafirlere rakı ikram edecekti. Ben çift konan bardakları anlamamış gibi “Bu çift bardaklar ne olacak Muhtarım?” dedim. Muhtar Hüseyin Bey, “Bizim buralarda suyu çift bardakla içerler” dedi. Bulunduğumuz odanın içinde bulunan insanların bu cevap karşısında güldüklerini ve birbirlerine bir şeyler fısıldadıklarını görmemezlikten gelemedim.

Fahri diye bahsettiğim arkadaş, “Nasıl çift bardakla su içiliyor?” diye sessizce sordu. Ben de, “Bekle görürsün” dedim. Bu arada “nerelisiniz, nerden geliyorsunuz, nasılsınız” gibi sorular soruluyor, bizler de cevabını vermeye çalışıyorduk. Ben Divriği’nin Çamşıhlı yöresinden olduğumu Malatya’da ikamet ettiğimi ve bankada görevli olduğumu ifade ettim. Mahmut Erdal’ı, Feyzullah Çınar’ı, Âşık Ali Metin’i tanıyıp tanımadığımı sordular. Hepsini tanıdığımı, Çamşıhtan Ankara’ya göç edildiğini ve Ankara’da aynı mahallede oturduğumuzu bir bir anlattım.

Bu arada çift bardaklardan birine rakılar doldurulmuş ve yavaş yavaş içilmeye başlanmıştı.  Çift bardağın sırrı da böylece çözülmüş oluyordu. Birinci kadeh yarılandıktan sonra muhabbet güzelleşmeye yüz tutmuştu. Köylü dostlardan birisi gençlerden bağlama bulmasını istedi. On, on beş dakika sonra bağlama geldi. Bağlama gelir gelmez hemen benim elime tutuşturdular. Ben oldukça şaşırdım. Ben bağlama çalmasını bilmem, lütfen bağlamayı çalan birisine verir misiniz dedim. Kimse oralı olmadı. Bağlamayı getirten köylü dostumuz, “Sen Çamşıhlıysan bu bağlamayı çalarsın” dedi. Halbuki ben hiç bağlama çalarım falan dememiştim, hatta imada bile bulunmamıştım. Yanımdaki arkadaş da, “Bu türkü söylemesini bile doğru dürüst bilmiyor nerden bilsin bağlama çalmasını?” dedi. “Yolda türkünün bir kıtasını söylüyor, gerisini bilmiyor. O bu işlerden anlamaz” diye köylü dostlarımıza cevap yetiştiriyordu.

Çaresiz kalmıştım, bağlamanın tellerine hafifçe bir dokundum. Bağlamanın düzeni tamamen bozuktu. Gayri ihtiyarı sol elim bağlamanın kulaklarına yöneldi. Tam ben sazı düzenlemeye başlarken sazı getirten dostumuz, “Ben size demedim mi, Çamşıhlılar mutlaka bağlama çalar. Bakın işte, çalmasını bilmeyen saza düzen veremez” dedi. Sonradan öğrendim ki o köylü dostumuz Çamşıhından Ballıkaya köyüne göç etmiş birisiydi.

Çaresiz bağlamayı bir güzel akort ettikten sonra perdeler üzerinde kısa bir gezinti yaptım. Bardaklar yarılanmıştı. İçlerinden biri, “Hadi şerefe dibe” dedi. Bütün kadehler havaya kalktı ve bir seferde içilerek masaya kondu.

Artık bağlama çaldığım anlaşılmıştı. Bizim Çamşıhı gibi Ballıkaya’da da güzel sesler vardı. Ben bir iki türkü söyledikten sonra sıra köylü dostlarımıza gelmişti. Onlarda sırayla türkü söylemeye başladılar. Muhabbet gittikçe koyulaşmıştı. Çok güzel beraber ve tek tek ezgiler birbirini kovalıyordu.

İçlerinden birisi Hüseyin Atalay ağabeyimizi çağıralım dedi. Gittiler alıp getirdiler, tanıştırıp yanıma oturttular. Kısa bir sohbetten sonra Hüseyin Abi elini kulağına bir attı pir attı, öyle yanık söylüyordu ki odadakiler gözyaşlarını tutamamışlar, ağlıyorlardı. Hele içlerinden biri öyle bir başka ağlıyordu ki, bir anlam veremiyordum. Daha sonra öğrendim ki 20 yaşlarındaki kardeşi kanser hastalığına yakalanmış. Onun acısı ile körkütük ağlıyor, bir yandan “gardaşım, gardaşım” diyor ve gözyaşlarına boğuluyordu. Onların bu halini gördüğümde ben de bıraktım kendimi başladım ağlamaya. Bir yandan da bağlama çalmaya devam ediyor ve Hüseyin Ağabeyime eşlik etmeye çalışıyordum.

Türkülere doyum olmuyordu. Saat gece yarısını geçmişti. Yanımdaki memur arkadaş iki kadehten sonra sızdığından götürüp yatırdılar. Ama şoför arkadaş içki içmediği halde hiç muhabbetten kopmadı ve hep bizle birlikte oldu sonuna kadar.

Saz çalmaya türkü söylemeye ara vermiş koyu sohbetlere dalmıştık. Gecenin bir yarısı kapıda davul zurna sesi gümbürdemeye başladı. “O da ne?” demeye kalmadan, davulcu zurnacı daldı odaya. Odada ahenk bir başka âleme büründü. Muhtarımız dayanamamış, adam gönderip onları buraya getirtmişti. Hemen meydan açıldı, beş on kişi kalkıp halaya durdular. Çok güzel oynuyorlardı. Benim için harika bir geceydi. Tabi ki oyundan ben de nasibimi aldım. Köylü dostlarımızla birlikte bir güzel oynadım. Ama ne oynama görülmeye değerdi…

Muhabbet sabahın dördüne kadar devam etti. Bu anı benim için hayatımda unutamadığım anılardan birisidir. Değerli muhtarımız bizleri son derecede misafirperverliğinin erdemliliği ile ağırlamıştı. Sağ olsun var olsun…

Saygılarımla…

 

KENTLER VE KÜLTÜR KAYNAŞMALARI TARTIŞMALARI İÇERİSİNDE BALLIKAYA (MEZİRME)

Eray EROL

İzzet Baysal Üniversitesi

Kamu Yönetimi Bölümü Öğrencisi

 

Giriş

 

Modern kentler bilindiği üzere insanların iş, eğitim gibi çeşitli amaçlarla bağlı oldukları yerlerden kopup, yeni bir toplumsal düzene dâhil olma süreçlerine ev sahipliği yapmakta. Bu süreç içerisinde söz edeceğimiz yeni toplumsal bağlar günlük yaşantımızdan tutun da yaşamımızın her alanını etkilemek isteyen bir ahtapot gibi kıskacına almış durumda bizleri…

 

Durum böyle iken geleneksel toplumsal bağları çok kuvvetli olan doğu toplumlarının bu sürece uyum sağlamaları konusunda bir takım sancılar baş göstermektedir. Birçok yazar tarafından dile getirilmekle birlikte, çevremizi incelediğimiz zaman büyüklerimizden duyduğumuz, “Ah nerde o eski bağlılıklar, dostluklar, türküler’ gibi bolca duyduğumuz sözler bu sancıların çok tipik dışavurumlarıdır. Bunu geleneksel köy hayatını tatmamış bir birey olarak bunu söylüyorum.

 

Nasibini alan birçok toplum, topluluk, ulus gibi dar alanda kendine has özgün bir kültürü olan Mezirme Köyü halkı da bireylerin kent kültürüne katılması sürecinde hissesine düşeni almaktadır. Kentlerdeki farklı kültürleri birbirinden ayırıp incelemek belli bir uzmanlık gerektirmektedir, fakat belli gözlemlerle... Belirlemelerle ve bilgisine güvendiğim kişilerin görüşlerine başvurarak belli bir ölçüde bu konuya değinmek ve üzerine biraz dikkat çekmek istedim.

 

Mezirme köyü bireylerinin öncelikle yoğun olarak göç ettikleri ve yerleştikleri yerlerden bahsetmek gerekirse bunların başında Ankara, İstanbul, İzmir gelmektedir. [1] Daha birçok ilde de oturmakta olan Mezirmeliler var, fakat yukarıda saydığım illerin farklı bir önemi var ve bunlara kısaca değinelim...



[1] Süleyman ÖZEROL: “Dünya Üzerindeki Ballıkayalılar”, http://benbirsitus.webnode.com.tr/news/dunya-uzerindeki-ballikayalilar/

 

ÂŞIK YUSUF BAŞARAN VE OĞLU MUSTAFA BAŞARAN DEDE

  

Hüseyin Başaran

Âşık Yusuf Başaran ve oğlu Mustafa Başaran Dede, geleneksel müziğin iki ustası; biri dedem, diğeri babam… Hem dedelik hem zakirlik yapan iki gönül adamı. Geleneğin kendilerine yüklediği görevden ödün vermemiş baba, oğul. Biri bağlamanın zirvesinde, biri sesin sonsuzluğunda yakalanan gökkuşağının yüzölçümünde dolaşmış. Bin yıllık birikimin arşivleri. Ruhi Su’nun tanımıyla, “Bach Ailesi”…

Dede, Prof. Halet Çambel ve eşi Nail Çakarhan’ın evinde yabancı hocalara konser verdiğinde hocalardan biri, “Halet Hanım, bu usta kim?” diye sorduklarında Ruhi su, “Halet, söyle hocaya, Yusuf dede bir İsveç aristokratıdır” de.

Ruhi Bey Mustafa Dedeyi ilk dinlediğinde; “Hüseyin, baban bir de konservatuar eğitimi alsaydı Pavorotti aç kalırdı” dedi.

Babayla birlikte Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezinde konser verdiğimizde, gelen dinleyicilerden bazıları kalkar gibi oldular. “Baba, şunlara Namık Kemal’in gazelini söyle” dedim. Babam gazelde zirveye çıkınca herkes ayakta alkışladı. Fakat baba, “Benden fırın ısınmadan ekmek istiyorlar” dedi.

Dedem ve babamın ışıklı yolu kılavuzumuz olsun. Ne yazık ki ikisi de aramızda değiller.

Babanın coşarak söylediği bir Arguvan-Çamşıhı ağzını andıran türküsü geldi aklıma…

 

Güzel dokunmasın gönül nazarı

Bir zaman da Kâbe eyle mezarı

İstemem panayır nidem pazarı

Kalmadı sermaye kar nolur nolur

 

Âşıklar da der ki böyle molur dehman

Sen beni etmedin gönlüne mihman

Konanlar göçüyor dünyadır bir han

Namus yükü müdür ar nolur nolur

BELGELER IŞIĞINDA ŞAH İBRAHİM VELİ OCAĞI

Müzeyyen ALTUNBAY
 

Eser: Doç. Dr. Gıyasettin Aytaş, Belgeler Işığında Şah İbrahim Veli Ocağı, Türk Kültürü ve Hacı

Bektaşi Veli Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 2011.

 

Özet

Bu çalışmada Doç. Dr. Gıyasettin Aytaş’ın editörlüğünü yaptığı tarihi belgelerle desteklenen “Belgeler Işığında Şah İbrahim Veli Ocağı” adlı eser tanıtılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Şah İbrahim Veli, Ocak, Alevilik

 

Abstract

In this study, a book named “Belgeler Işığında Şah İbrahim Veli Ocağı” which was edited by

Doç. Dr. Gıyasettin Aytaş supported by historical documents ha been introduced.

Keywords: Shah Ibrahim Veli, Ocak, Alewism

 

Giriş

 

Anadolu coğrafyası, binlerce yıllık geçmişi ve zengin kültürel mirası ile birlikte bir bütündür. Bu bütünlüğün oluşumunda toplumun geçmişten günümüze olan yaşam şeklinin, inanç yapısının, değerlerinin, gelenek-göreneklerinin yanı sıra toplumsal yapıyı önemli ölçüde etkileyen siyasi ve dinî faaliyetler ile bu faaliyetlerin öncülerinin önemi büyüktür. Özellikle Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı 12. ve 13. yüzyıllarda siyasi ve dinî otoritelerini muhafaza ederek bulundukları yörelerde birlik ve beraberliğin sağlanmasında önemli katkıları olan erenlerin, alperenlerin oluşturdukları yapı incelenmeye muhtaçtır.

Anadolu’da 12.ve 13. yüzyılda siyasi, dinî ve iktisadi alandaki karışıklıklar toplumu hiç kuşkusuz olumsuz yönde etkilemiş ve Anadolu’da toplumsal birliğin sağlanmasını güçleştirmiştir. Bu dönemde halkın huzur ve sükûnetini sağlamaya çalışan ocaklar ön plana çıkmış ve toplumsal düzenin sağlanması yolunda öncülük etmişlerdir. Bu özellikleriyle dönemin en önemli toplumsal kurumları halini almışlardır.

Anadolu yerleşmesinde en büyük payı ocaklar üstlenmişlerdir. Ocakların başında ise çoğu zaman dinî ve siyasi kimliklerini bir arada bulunduran dede ve babalar bulunmuş, sosyal yapılanmayı ve örgütlenmeyi bunlar gerçekleştirmişlerdir (Aytaş, 2011: 12).

Ocak kavramı, TDK Türkçe Sözlükte (2005: 1488); “Aynı amaç ve düşünceyi paylaşanların kurdukları kuruluş veya toplandıkları, görev yaptıkları yer.” , “Yeniçeri teşkilatını oluşturan odalardan her biri” olarak açıklansa da aslında ocak; kuruluş amacı, düzeni, işleyişi ve felsefesiyle daha farklı bir kavramdır.

Anadolu coğrafyasında ocakların oynadıkları roller ve bu ocak temsilcilerinin birbirleriyle ilişkileri günümüz toplumsal yaşamı için de önemli verilere sahiptir. Büyük bir kargaşanın yaşandığı dönemde, mensuplarını bir arada tutan ve diğer ocaklar ile ilişkilerini belli bir sistem içerisinde yürüten ocaklar ve bunların ileri gelenlerinin taşıdıkları tarihsel kimlik ile kişiliklerini günümüze taşımak ve haberdar etmek önemli sonuçlar doğuracaktır

(Aytaş, 2011: 13).

Tanıtmaya çalıştığımız “Belgeler Işığında Şah İbrahim Veli Ocağı “, Anadolu’da var olan birçok ocak içerisinde önemli bir yere sahiptir.

Şah İbrahim Veli, önemli erenlerden biridir. Kendisi etrafında oluşan ocak, tarihsel kökleri itibariyle çok önemli bir geçmişe ve özel bir yapıya sahiptir. Şah İbrahim Veli, Anadolu’dan geniş ve etkili bir ocak yapısına sahip olmuş, günümüzde ocak mensuplarını yerleşim genişliği ve coğrafi dağılımı göz önüne bulundurulduğunda daha iyi anlaşılmaktadır (Aytaş, 201: 14).

Eser, ön söz, sunuş ve giriş bölümlerinin ardından on temel başlık altında hazırlanmıştır. Bu başlıklar şunlardır: 13. Yüzyıl Anadolu’sunda Eren ve Alperen Geleneği, Şah İbrahim Veli Ocağının Kuruluşu ve Gelişimi, Şah İbrahim Veli Ocağı ile İlgili Belgeler, Şah İbrahim Ocağının Anadolu’daki Merkezi Olarak Kabul Edilen Mezirme/Ballıkaya, Şah İbrahim ve Safeviler, Şah İbrahim Veli’yle İlgili Menkıbeler,

Söylenceler, Şah İbrahim Veli Ocağı’nın Yayılma Alanları, Şah İbrahim Veli Soyundan Gelip Ballıkaya (Mezirme) Köyünden Dağılan Dedelerin Yerleştikleri Yerlerden Bazıları, Sonuç ve Değerlendirme, Ekler.

Birinci bölüm olan 13. Yüzyıl Anadolu’sunda Eren ve Alperen Geleneği bölümünde tarihsel gelişim dikkate alınarak Türklerin İslamiyeti kabulü, Anadolu’nun Türkleşmesi ve bu süreç içinde yer alan devlet ve tarikatlardan bahsedilmiştir.

Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı dönemlerden itibaren bulundukları yörelerde hukuku ve düzeni sağlamakla görevli alperenler, erenler bu açıdan önemli bir misyon yüklenmişlerdir. Bu bölümde aynı zamanda Hacı Bektaş Veli, Şah İbrahim Veli gibi önemli birkaç erenden ve bunların toplumsal görevlerinden bahsedilmiştir.

İkinci bölümde Şah İbrahim Veli Ocağının kuruluşu ve gelişimi ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Araştırmacıların çalışmaları ile desteklenen bilgilerin yanı sıra konu ile ilgili çeşitli menkıbeler de mevcuttur. Çalışmalar esnasında konu ile ilgili karşılaşılan bazı tutarsızlıklar da belgelerden hareketle ortaya konulmuştur.

Üçüncü bölümde Şah İbrahim Veli Ocağı’na, bu belgelerin nerelerden ve kimler tarafından temin edildiğine ilişkin bilgiler vardır. Bu bölümün bir diğer önemli yanı ise belgeler arasında Şah İbrahim Veli’nin şeceresine ait belgenin de yer almasıdır.

Dördüncü bölümde Şah İbrahim Veli Ocağının Anadolu’daki merkezi olarak da kabul edilen Mezirme (Ballıkaya) köyü, köyün adının nereden geldiğine ait bilgiler ve yine bu yöreye ait coğrafi özelikler anlatılmıştır. Bu bölümde çeşitli menkıbeler ile Şah İbrahim ve Ballıkaya ile ilgili İsyani, Sefil Ali gibi halk şairlerinin şiirlerine yer verilmiştir.

Beşinci bölümde Şah İbrahim’in soyunu dayandığı Safeviler hakkında bilgi verilmiş ve tarihte Safevilerin ocakla olan ilişkisi ve bağı anlatılmıştır.

Altıncı bölümde Şah İbrahim Veli ile ilgili çeşitli menkıbelere yer verilmiş ve halk arasında Şah İbrahim Veli ile ilgili anlatılardan örnekler sunulmuştur.

Yedinci bölümde Şah İbrahim Veli’nin Anadolu’daki yayılma alanları belirtilmiştir. Bölümün girişinde konuya dair verilen haritada Şah İbrahim Veli’nin Amasya’dan Gaziantep’e, Kars’tan Maraş’a, Sivas’tan Yozgat’a kadar çok geniş bir yayılma alanının olduğu ve geniş kitlelere hitap ettiği görülmektedir.

Sekizinci bölümde Şah İbrahim Veli soyundan gelip Ballıkaya (Mezirme) köyünden dağılan dedelerin yerleştikleri yerlerden bazıları ile bu dedelerin kimliklerine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Bu bölümün girişinde de bu kişilerin dağıldıkları yerleri göstermesi amacıyla bir Türkiye haritası yer almıştır.

Dokuzuncu bölüm ise konuya dair yorum ve değerlendirmenin yapıldığı bölümdür.

Onuncu bölüm olan son kısımda ise konuya ilişkin ekler yer almaktadır. Ekler bölümünde Şah İbrahim Veli Ocağı’na ait çeşitli belgelere yer verilmiştir. Eserde belgelerin önce Osmanlıca asılları ve Latin alfabesine aktarılmış şekilleri, ardından da günümüz Türkçesine çevrilmiş biçimleri yer almaktadır. Bu açıdan bakıldığında çalışmanın uzun bir emeğin ve titiz bir çalışmanın ürünü olduğu söylenebilir. Günümüz Türkçesi ile verilen bölümlerde ise zaman zaman açıklamalara ve ek bilgilere yer verilerek belgelerin daha anlaşılır olması sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bölümde ayrıca Şah İbrahim Veli Ocağının merkezi sayılan Ballıkaya, Eski Karadirek ve Şah İbrahim Gediğine ait çeşitli fotoğraflar ile son kısımda Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Alemdar Yalçın tarafından Şah İbrahim Veli Ocağı mensuplarıyla yapılan görüşmelere yer verilmiştir.

Şah İbrahim Veli gibi Anadolu’da yetişmiş ve Anadolu’nun Türkleşmesinde, kalkınmasında ve gelişip şekillenmesinde önemli katkıları olan birçok eren, alperen günümüzde henüz tam anlamıyla incelenebilmiş değildir. Gerek eldeki belgelerin

eksikliği, gerekse konuyla ilgili çalışmaların azlığı nedeniyle Şah İbrahim Veli gibi birçok kişi ve bunların sahip oldukları yaşam felsefesi ile dünya görüşleri günümüzde yeterince anlaşılamamaktadır. Bu ise Anadolu tarihinin ve kültürünün eksik yorumlanmasına ve birçok noktanın karanlıkta kalmasına neden olmaktadır.

Doç. Dr. Gıyasettin Aytaş’ın editörlüğünü yaptığı bu çalışma, konu ile ilgilenenlere ve bu alanda çalışmalar yapanlara faydalı olabilecek nitelikte titizlikle hazırlanmış bir eserdir.

 

Kaynaklar

* TDK Büyük Türkçe Sözlük (2005). TDK Yayınları. Ankara.

* Aytaş, G. (2011). Belgeler Işığında Şah İbrahim Veli Ocağı. Türk Kültürü ve Hacı Bektaşi Veli Araştırma Merkezi Yayınları.

 

* Arş. Gör., Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Türkçe Öğretmenliği Bölümü, Ankara/Türkiye, muzeyyenaltunbay@gazi.edu.tr , TÜRK KÜLTÜRÜ ve HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ / 2012 / 64

 

Bu yazı yazarının izni ile yayınlandı. 

Sayın Altunbay Merhaba, 

Aşağıdaki yazınızı BALLIKAYA sitemde yayınlamama izin verirseniz memnun olurum.

"BELGELER IŞIĞINDA ŞAH İBRAHİM VELİ OCAĞI "

Selamlar, saygılar...

http://ballikaya.webnode.com.tr/ 30 Haziran 2013, Ballıkaya, Süleyman ÖZEROL

*********************************************

9 Temmuz 2013, İyi günler, yazıyı yayınlayabilirsiniz.

 

BELGELER IŞIĞINDA ŞAH İBRAHİM VELİ OCAĞI adlı yazıyı sitenizde yayınlayabilirsiniz.

Saygılarımla... 

Müzeyyen ALTUNBAY

******************************************

Sayın Müzeyyen Altunbay'a makalesi için teşekkürler. 

Süleyman ÖZEROL