Ballıkaya (Mezirme) Köyü ve Karadirek Dergâhı Hakkında Genel Bilgiler

24.08.2013 01:23

 

Ballıkaya (Mezirme) Köyü ve Karadirek Dergahı Hakkında Genel Bilgiler

Süleyman ÖZEROL/Araştırmacı-Gazeteci

SUNUŞ

“1. Uluslararası Şah İbrahim Bilgi Şöleni” etkinliğini Şah İbrahim Ocağı ve ülkemizin toplumsal yaşamı açısından önemli bir etkinlik olarak değerlendiriyor, düzenleyiciler ve katılımcılara, destek verenlere teşekkür ediyorum.

Sizlere Şah İbrahim Veli Ocağının merkezi olan Malatya ili Hekimhan ilçesi Ballıkaya (Mezirme) köyü ve Şah İbrahim Ocağı dergâhı olan Karadirek hakkında genel bilgiler sunacağım.

Saygılarımla…

BALLIKAYA KÖYÜ HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Ballıkaya, Hekimhan ilçesine bağlı, Hekimhan-Arguvan karayolu üzerinde orta noktada bulunan bir köydür. Muroğlar ve Çeki mezraları vardır. Doğusunda Muroğlar, Kuşu Köyü, güneydoğusunda Çeki, güneyinde Başkavak köyü, batısında İğdir köyü, kuzeyinde Ayranca Dağları bulunmaktadır. Mezirme Deresi ve Avşar Çayı önemli akarsularıdır. Alaçayır, Kayabaşı, Darıderesi, Horunoğlu yöreleri yayla olarak kullanılmıştır. Çevresi, meşe ağaçlarının çoğunlukta olduğu, yer yer de ardıç ağaçlarının bulunduğu ormanlarla kaplıdır.

Anlatımlara göre; Mezere adıyla anılırken Merzeme, Mezdirme, daha sonra da Mezirme biçimini alan adının “Mezra”dan geldiği öne sürülür. Köyün kuzeyini baştanbaşa kuşatan kaya kuşağının ortasında ve 45-50 yıl öncesine kadar bal bulunan Ballıkaya’dan adı alınarak altmışlı yılların başında Ballıkaya olmuştur.

XIII. Yüzyılda yöreye ilk yerleşenler olarak ileri sürülenler Türkler adıyla anılmaktadır. XIV. Yüzyılda yörede Çolakoğlu, Gilikoğlu, Küroğlu, Bıyıkoğlu, Horunoğlu, Korukoğlu adlı derebeylerinin yaşadığı ayrı bir savdır. XVI-XVII. yüzyıllarda İran-Erdebil’den Şah Veli’nin geldiği; [Dipnot] 1820’li yıllarda Keskin’den İpşirağalar, Abidinağalar, Alağaların, daha sonra da Kıllılar, Velağalar ve Kamberağaların geldiği ve yerleşimin tamamlandığı öne sürülür.

Köyün tarihi ile ilgili belgesel bilgiler yeni ortaya çıkmaktadır. Kanuni döneminde (1560) 21 hane, 1894-1895 Namuret-ül Aziz Salnamelerine göre 32 hane ve 252 nüfusu ile Harput ili Keban ilçesi Arguvan nahiyesine bağlı olduğu görülen Mezirme, 1923 yılında Malatya il olunca Hekimhan ilçesine bağlanmıştır. Kırklı yıllara doğru devlet memuriyeti dolayısıyla iç ve dış göç yaşanmaya başlamıştır.

1926’da ilkokul, 1929’da jandarma karakolu (1979’da Hekimhan’a taşındı), 1965’te sağlık ocağı, 1966’da Atatürk büstü, 1985’te telefon (acente), 1986’da içme suyu şebekesi, 1987’de elektrik, 1991’de kanalizasyon, 1992’de otomatik telefon santraline kavuşmuştur. Yıllardır yaşanan yer kayması sonucu yetmişli yılların başında yeni yerleşim yeri sorunu gündeme gelmiş, çalışmalar başlatılmış ve 1983’te kesin karar verilmiştir. 1985 yılında 71 evin yapımına başlanmış, 1986-1987 yıllarında evler hak sahiplerine teslim edilmiştir. Talep üzerine iki katlı bu evlerin dışında prefabrik tek katli 43 ev 1990 yılında yapılmış ve böylece 114 ev ile “Yenilenen Köy Ballıkaya” kurulmuştur. Köy projesinde yer alan yapılanmalar sürmekte olup, 1998 yılında Hekimhan-Arguvan karayolu ile birlikte köy içi yolları da asfaltlanmıştır. Kayadibi (Duzdaşı) yöresinde yeniden kurulan Ballıkaya’nın eski yerleşim yeri 200-250 metre güneyde yıkıntı durumundadır.

Tarla tarımı ve hayvancılık hemen terk edilmiş, birer inek beslenmekte ve her şey kayısı için yapılmaktadır. Traktör fazla kullanılmamakta, öküz yerini ata bırakmıştır. Ormanı korumak ve geliştirmek amacıyla 1970 yılında kaldırılan keçi, yeni yerleşim yerine taşınıncaya kadar koyun, her evde tavuk beslenirken bugün bunlar beslenmemektedir.

Yetmişli yılların sonlarında Ballıkaya Sağlık Ocağı’nda doktorluk yapan Ali Osman Onat’ın dediği gibi, “Ballıkaya’nın yaşlısı çoktur, cahili yoktur!”. Halkın tamamına yakını okuryazar olup 1994’ten beri okulu kapalıdır. Hemen her devlet kademesinde çalışanları vardır. Milletvekilliği ve Adalet Bakanlığı yapmış olan M. Seyfi Oktay, Em. Korgeneral Ali Yalçın Ballıkayalıdır. Yemenli Abidin, Vayloğ Dede (Mustafa Tuna), Divana Abidin (Abidin Tuna), Yusuf Ağa (Yusuf Öztürk) gibi tanınmış kişiler de vardır. Ahmet Öztürk, Mehmet Çelik, Süleyman Özerol, Hüseyin Başaran, Mustafa Başaran, Abbas Yıldırım kitaplarında Ballıkaya’dan söz eden Ballıkayalılardır. Ayrıca Prof. Dr. M. İlhan Başgöz ve M. Fuat Bozkurt ile Hamza Aksüt de yapıtlarında köyümüze yer vermişlerdir.

Türkmen gelenekleri varlığını sürdürmekte, Türkçe özgün yapısını korumaktadır. Alevilikteki dedelik kurumunun bir ocağı olan Şah İbrahim Veli Ocağı buradadır. Yeniliklere ve çağdaş gelişmelere açık bir toplum yapısı vardır. Arguvan-Çamşıhı türküleri, deyişler-duvazimamlar müzik dağarcığını oluşturmakta, hemen her evde saz çalan/çağıran bulunmaktadır. Âşık Yusuf (BAŞARAN) ve İmam Dede (ŞAHİN) âşıklık geleneğinin temsilcileri olarak çevrede tanınmışlardır. Âşık Yusuf’un oğlu Mustafa Başaran geleneği sürdürenlerdendir. Ruhi Su, Semahlar uzunçalarındaki semahların büyük bölümünü Ballıkaya’dan derlemiştir. Düğünlerde temel çalgılar davul-zurnadır. Bu konuda (zurna) akla İncir (İbrahim Koç) gelir. Düğünlerde halaylar, koloyunu en çok oynanan oyunlardır.

Dağlık bölgelerindeki kayaları, bu kayalardaki doğal ve tarihi mağaraları (Büyük Mağara, İki Ağızlı, Geyik Mağarası), Peribacaları, Karadirek Cem-Kültür Evi, Akpınar Çeşmesi Ballıkaya’da tarihi ve turistik önem taşıyan yerler ve yapılardır. Dağ keçilerinin ve geyiklerin soyunun tükenmeye yüz tutması ise büyük kayıptır. Bu özellikler ve güzellikler, sanayileşen ve çarpık bir solunum ortamının oluştuğu kentlerden uzakta yayla turizminin ortamını oluşturmaktadır.

KARADİREK HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Malatya-Hekimhan Ballıkaya köyündeki “Karadirek” tekkesi, “Şah İbrahim Veli Dergâhı”, “Şah Veli Dergâhı” adlarıyla da anılır. Suriye’den Karadeniz’e, Malatya’dan Denizli’ye kadar birçok yerde talibi bulunan “Şah İbrahim Veli Ocağı”nın merkezi konumunda olup; var olan bilgilere göre dört yüz yılı aşkın bir süreden beri varlığını sürdüren Anadolu’daki Alevi ocaklarından biridir. Şah İbrahim Veli Ocağı’ndan Şah Veli Dede’nin evlatlarına, “Bunları gören beni görsün” diyerek bıraktığı üç emanet vardır. Bunlar dergâhı, pabucu ve hırkasıdır. Bu emanetlerden Karadirek tekkesi ile ilgili tarihsel bir kayıt olmadığından ancak anlatımlara dayalı olarak değerlendirme yapmak durumundayız. Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Enstitüsü tarafından Şah İbrahim Veli Ocağı ile ilgili olarak yapılan araştırmalar sürmektedir. Yeni bilgi ve bulguların ortaya çıkacağını umuyoruz.

Karadirek’in Yakılması Konusu

Dergâhı olan Karadirek, Cumhuriyet dönemine kadar işlevini sürdürmüş, tekkeler ve türbeler kapatıldığında simge olan halk arasında Şah İbrahim Veli, Şah Safi ya da Şah Veli Dede’nin elinde asa olarak getirdiğine inanılan, iki metre uzunluğunda, normal bir direk kalınlığında, siyah renkli Karadirek parçalanarak yaktırılmıştır.

Karadirek Dergâhının yıkılması ile ilgili olarak halk arasında anlatılanları 1983 yılından itibaren sürdürdüğümüz Malatya İli Hekimhan İlçesi Ballıkaya köyünü, yani doğup büyüdüğümüz köyümüzü tanıtmayı amaçladığımız, 1988 ve 1989 yıllarında Görüş Gazetesinde de büyük bölümü yayınlanan “Yenilenen Köy Ballıkaya” çalışmamız kapsamında derledim, kaydettim. Bu kayıtlardan 1327 doğumlu babaannemin söylediklerini aktarmak istiyorum: “Topal Fındığın kapının önünde Karadireği yardılar ve yaktılar. Hep ağlaştık, sızılaştık… Ertesi yıl da Sami’nin külü göğe savruldu.” O sırada köyde öğretmen olan Bekir Sami Oktay’ın yakma işlemi yapılırken başında durduğu, devlet tarafından görevlendirildiği öne sürülür. Başka bir kaynak kişimiz ise, o sırada görevli olan yüzbaşının (adını da söyledi) emri verdiğini belirtir. Elbette ki bunlar sözlü kaynaklar. Altmışlı yıllarda Hekimhan hükümet konağının yanması nedeniyle yazılı kaynakları araştırma olanağımız olmadı.

Karadirek Dergâhının yıkılma işlemi acaba yasaya göre mi gerçekleştirilmişti? Yasanın ilgili bölümünü birlikte okuyalım:

Tekke ve zaviyelerle türbelerin kapatılmasına ve türbedarlıklarla (türbede hizmet edenler) birtakım unvanların men ve ilgasına dair kanun: No. 677, Tr: 13 Aralık 1925.

Madde l – Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde gerek vakıf suretiyle, gerek mülk olarak Şeyhinin tasarrufu altında, gerek diğer suretlerle tesis edilmiş bulunan bilumum tekkeler ve zaviyeler, sahiplerinin diğer şekilde temellük ve tasarruf haklan baki kalmak (yani başka maksatlar için kullanılmak) üzere kâmilen kapatılmışlardır. Bunlardan mevzu usulü dâhilinde halen cami veya mescit olarak kullanılanlar ipka edilir.

Görüldüğü gibi bu yapılarla ya da bölümleriyle ilgili “yıkılır” diye bir kayıt yok. “Kapatılır” diyor… Bundan da anlaşılıyor ki yerel yetkililerin keyfiyetiyle gerçekleştirilmiş uygulamalar. Hala bugün benzeri düşünceleri taşıyanlar, hala bugün laiklik olgusunu belleklerine sığdıramayanlar olduğuna göre yetmiş yıl önce, hele de amirlerine şirin görünmek isteyen, işgüzar devlet memurlarının “kapatmayı” “yıkma” olarak algılamaları ve de gerçekleştirmeleri gayet doğaldır.

Karadirek’in Üçüncü Kez Yapılması

Bu durum karşısında halk büyük odalı evlerde gizli olarak cemlerini yürütür, çeşitli baskılarla da karşı karşıya kalınır.

Kaynak kişilerin anlatımlarına göre Ballıkaya’nın eski yerleşim yerindeki Karadireğin yerinde eski binası vardır ve aşhane olan bölümü kesme taşlarla yapılıdır. 1957 yılında Karadireğin yeniden yapılması için eski binanın yıkılması gerekir, kimse kazma vurmak istemez, yine de bazı gençler yıkma işlemini gerçekleştirirler. 1957 yılında çeşitli yerlerden gelen yardımlarla, Arguvan’ın Çavuş köyünden Cuma ve Aziz Genç kardeşlerin ustalığı ile üçüncü kez yenilenir. Kesme taş yapılar “mihrap” ve “delil yeri” eski yapıdan iki örnek olarak güneydeki duvara konulur. Büyük bir odadan oluşan dergâhın spor salonu gibi üç yanı basamaklarla donatılır. Sekiz ağaç direk üzerine kurulu binanın hezenlerinden birine şu dize yazılır:

“Erenler duadan unutman bizi”

Giriş kapısı üzerinde Aşılık yöresinden getirilmiş iki metreye yakın turuncu renkli taşta şu yazı kazılmıştır:

“Mescid’i Şerif’in 3. İnşası 7.4.1957”

Hani yasada, “Bunlardan mevzu usulü dâhilinde halen cami veya mescit olarak kullanılanlar ipka edilir” deniliyor ya… Korkumuzdan “Mescit” Demişiz Her hal…

Karadirek aşhanesinin beyaz kesme taşları 1963 yılında ilkokul binası yapılırken ilkokulun binasında kullanılır.

Anlaşıldığı kadarıyla; “3. inşası” diye yazıldığına göre yıkıldığı zaman var olan yapının yenilendiği anlaşılıyor. 1957 yılında yeni yapı oluşturulurken kesme taşlarla yapılı olan “aşhane” denen bölümün de ilk yapılanmadan kaldığı anlaşılıyor.

Karadireğin Şimdiki Yapılanması

Ballıkaya köyünün yer kayması nedeniyle 1986 yılında yeni yerine taşınmasının ardından Ballıkaya Köyü Yardımlaşma Kalkınma Turizm Derneği’nin öncülüğünde 1994’te yeni yerleşim yerinde Ballıkaya Köyü Kültür ve Cem Evi (Karadirek) temeli atılmıştır. 240 metrekarelik oturumlu cem odası, konuk odası, kütüphane, idare odası; ayrıca yemekhane, mutfak, kurban kesim bölümleri ile bugünkü konumuna getirilmiş olup ağaçlandırma ve çevre düzenlemeleri sürmektedir. Eski yerleşim yerindeki yapı da yıkılmıştır.

Üçüncü yapılanmada var olan mihrap yeni yapıda güney duvara konulmuş, (Kapaktaki fotoğrafta sağda), delil yeri ise kaybolmuştur.

Karadirek’e adakları olanlar, felçliler, rüyasında görenler, çocuğu olmayanlar, hastalar ve benzeri konumlarda Alevi-Sünni ayrımı yapılmadan birçok yerden insanlar gelir. Eşiğine niyaz edilerek girilir, sohbet edilir, kurban getirilmişse hazırlanır, etli pilav yapılır ve gelenlere sunulur. Yemekten sonra yemek duası yapılır. Bazı hastaların yatıya kaldığı olur, bazen de kısır cem yapılır.

Değerlendirme

Toplumların toplumsal değer yargılarının oluşmasında ve biçimlenmesinde etken olan yaşam biçimleridir. Yaşam biçimlerini oluşturan öğeler arasında gelenek ve görenekler ile dinsel inanmalar ve uygulamalar önemli yer tutar. Mutluluğun temelinde yatan da insanların birbirleriyle ilişkilerindeki memnuniyet durumudur. Bütün bunlar birbiri ile ilişkili olduğu gibi bazı toplumlarda dinsel düşünce ve uygulamaları başkalarına dayatmaya ve kabul ettirmeye çalışma duygusu güçlüdür. Bu nedenle dinsel konuları yaşamın her alanına katarak ve yayarak davranmak olağan kabul edilir.

“Benim gibi ve de benim ibadet ettiğim yerde ibadet edeceksin! ”

İşte hala günümüzde var olan bu düşüncenin sonucu olarak birçok düşünce ve bu düşüncelerle ilgili uygulamalar öteki sayılarak baskılarla karşılaşmışlar, ibadethaneleri de yok edilmeye çalışılmıştır. Dolayısıyla Şah İbrahim Ocağı mensupları dergâhı olan Karadirek Dergâhı de çeşitli olaylarla karşı karşıya kalmıştır.

Tanrı ile kişi arasına üçüncü kişiler girdiği takdirde çelişkiler kaçınılmazdır. Oysa kişinin tanrı ile ilişkisi kişiseldir ve başkalarını ilgilendirmemelidir. Anayasamızda yer alan laiklik ilkesinin özü de budur. Eğer yasalara göre yönetilen bir ülke isek anayasada yer alan ilkeler göz ardı edilmeden dinsel inanç ve tapınmalara devletin müdahalesi son bulmalı, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir mezhebin emrinde olan kurumun yönlendirmesi yerine yurttaşlar özgür iradesi ile hareket etmelidir.

KAYNAK: Süleyman ÖZEROL; “Yenilenen Köy Ballıkaya”, Basılmamış İnceleme
FOTOĞRAFLAR: Süleyman ÖZEROL, Elif EROL
 
Bu Bildiri 1. Uluslararası Şah İbrahim Veli Sempozyumu’nda Sunuldu (30 Eylül 2011, Malatya), 1 Ekim 2011 Günü Ballıkaya’da yinelendi.