KÖR MUSTAFA (Mustafa Kocaman)

25.04.2013 14:14

KÖR MUSTAFA

(Mustafa Kocaman)

   Süleyman ÖZEROL

             1885 yılında Ballıkaya’da doğmuştur. Haydar efendiden eski yazı ve tarihi bilgileri, Abış Dededen saz çalmasını öğrenmiştir. Oldukça uzun süren askerlik döneminde 9 yıl Yemen’de esir kalmış, burada Arapça’yı ilerletmiş ve Kuranı okumasını öğrenmiştir.
             Cura ve bağlama çalan Kör Mustafa, İğdir’de Haydar efendiye zakirlik, Mihayil (Başkavak) ve Çavuş köylerinde de dedelik yapmıştır. İmam Dede, Mustafa ve Murtaza Takmaz gibi âşıklar ondan saz çalmasını, Hasan Yıldırım ve Mehmet Çelik ise tarihsel ve dinsel bilgileri öğrenmişlerdir.
            Kör Mustafa denmesinin nedeni ise, gözünün birinin kör olmasındandır. Köye gelen ziyaretçi kadınların gözünün değdiği ve kör olduğu öne sürülür. Oğlu Hüseyin Kocaman şunları anlatır:
           “Uğurcuk köyünden bir düşkün gelir. Haydar Efendinin orada cemaat kurulur, babamı da çağırırlar. Orada çalıp çağırır, dışarı köylerden gelenler birbirine kim olduğunu sorarlar. Akşam evde anasına gözünün sızladığını söyler. Bir zaman sonra sağ gözünün altından tatlıcak çıkar. Gözü biraz görüyordu. Ama görüntüsü kör gibiydi. “Nazar değdi” derlerdi.” 1
           Başka bir anlatım ise şöyledir:
           Küllöğ (Mustafa Fırat) ile Sivas tarafına giderler. Bir köyden geçerlerken acıktıklarından dolayı bacası tüten bir eve yönelirler. Varırlar ki evin kadını ekmek pişiriyor. Durumlarını anlatarak ekmek isterler. Bu sırada Mustafa’nın durmadan duvarda asılı duran saza baktığını fark eden kadın, “Saz çalarsan ekmek veririm” der. Mustafa sazı indirerek çalışıp çağırmaya başlar. Çevredeki evlerden sesi duyanlar eve doluşurlar. Kadının kocası tarla bahçe işlerini bitirip eve döndüğünde bakar ki evinin önünde büyük bir kalabalık var; ‘Yoksa bizim hanım mı öldü?’ der kendi kendine. Yavaşça içeri süzülür, bakar ki babayiğit, yakışıklı birisi çalıp çağırıyor, halk can kulağıyla dinliyor. Kendisi de dinlemeye başlar. Bir süre sonra kadın üç konuğa ekmek verir. Ekmeklerini yerler ve izin isterler. Kadının kocası ileri çıkarak kendini tanıtır ve kalmalarını ister. Birkaç gün daha kalırlar, hatta bir de kısır cem yürütürler. Daha sonra armağanlarla uğurlanırlar. Burada Kılıcalinin Mustafa’ya saz çalarken nazar etmişler; gözüne kan yürümüş, tatlıcak (Şarbon) çıkarak gözünün kör olmasına neden olmuş. Bundan dolayı kör Mustafa demişler. 2
           Çalıp çağırmasının yanında şiirlerinin de olduğu bilinir. Yazdığı şiirlerden bazıları Seyfi Oktay’ın kardeşi Hasan’a gönderilmiş (Altmışlı yılların başlarında olsa gerek), sonrası bilinmiyor. Şiirlerinin ve bildiği deyişleri eski yazı ile yazdığı defter de kaybolmuştur. 3Elimizde şiirleri bulunmamasına karşın, anlatılan şu olay kaleminin güçlü olduğunu gösterir.
           “Kör Mustafa bir kış günü döşü başı buz tutmuş durumda Alacahan’a girmiş. Hancı ona kapının üzerindeki yazıyı göstererek okumasını istemiş. O da okumuş. Şunlar yazılıymış:
     
          Bu hana giren namaz kılarsa ekmek ile aş yesin
          Eğer ki namaz da kılmazsa zehir ile taş yesin
 
          Kör Mustafa yazıyı okuduktan sonra kalem kâğıt istemiş. Hancı kalem bulunmadığını söylemiş. “Kömür de mi yok?” demiş. Kömür bulup getirmişler. Kömürle duvara şu beyti yazmış:

  

          Her hacca gidenler hacı olamaz
          Eşek taş çekmekle hoca olamaz 4

 

           Diğer yandan dinsel konulardaki bilgisi ile ilgili olarak da şöyle bir olay anlatılır.
          Abidöğ ile Mınmınoğ keçi satmak için Malatya’ya giderlerken Dostal köyüne uğrarlar, İzzettin’in dedesi Hacı Ömer’e konuk olurlar. Oradaki hoca bunlara sorular sorar, cevap veremezler. Abidöğ kendi kendine söylenir:
           “Hey Rabbim, ya Resulallah! Hiç mi bizim köyden aklı yeten bir kişi bu yana gelmez? S.. tiğimin itlerinin lafının altında kaldık.”
Bakar ki Kör Mustafa önünde on on beş keçi ile geliyor.
           “Dede, biz öyle otlu, sulu, yaylımlı bir koyaktayız ki, değme gitsin” der. Mustafa Dedeyi Hacı Ömer’in yanına götürürler. “Bunların hakkından gelesin” derler, otururlar.
            İkindi namazı zamanı gelir, bunlar namaza dururlar, Kör Mustafa, Abidöğ, Mınmınoğ orada otururlar. Kör Mustafa, hocanın okurken bazı sureleri atladığını fark eder. “Ula oğlum, baban tazı gibi başköşeye atlama, doğru oku” der.
Hoca ve arkasındakiler duraklar. “Biliyorsan gel sen kıldır” derler.
            “Ben kıldırırım, ama siz benim ardımda kılamazsınız” der.
            Sekiz yıl Arabistan’da esir kalmış olan Kör Mustafa iyi Arapça bildiği gibi dini konuları da iyi bilmektedir. Aptesini alıp namaz durur. İki saatten fazla namaz kıldırır, cemaat şaşırır. “Hoca bunun onda birini bile kıldırmıyordu” derler.
            Namazdan sonra atışırlar. Dedenin sorularına cevap veremeyen hoca sabah erkenden köyü terk eder. Köylüler, “Dede, bundan sonra namazlarımızı sen kıldır, cenazelerimizi sen kaldır” derler.
           “Oğlum gidin hocanızı bulun, yolunuza devam edin. Benim işim var, gücüm var” der, geçip gider. 5
           Sazı boynunda çaldığını söylerler. Hatta düzen vermeden bile makam çıkarırmış sazdan. Ölümünden birkaç yıl öncesine kadar saz çalardı.
1969 yılında Ballıkaya’da ölmüştür.
________________________________________
1 Almanya’dan izine gelen Abdullah ve Süleyman Öztürk kardeşler tarafından makara kasete Ballıkaya’da kaydedilmiştir.
2 Hüseyin KOCAMAN; Hekimhan 1913, Kör Mustafa’nın oğlu; Ballıkaya Köyü, 22 Ocak 2003
3 Paşa ÖZTÜRK; Hekimhan 1954
4 Hüseyin KOCAMAN; A.g.k.
5 Paşa ÖZTÜRK, Hekimhan 1954,İlkokul,16 Ağustos 2007 Ballıkaya