KÜÇÜK ABİDİN/Bir Gevheri de Bizden...

21.04.2013 17:00

KÜÇÜK ABİDİN 

Bir Gevheri de Bizden...

Süleyman ÖZEROL

 

Küçük Abidin Hakkında

 

XIX. yüzyılın ilk yarısında Mezirme’de doğan Küçük Abidin, halk edebiyatımızın ünlü şairlerinden Gevheri’nin mahlasıyla şiirler yazar. Gevheri’nin güzellemelerine karşın, bizim Gevheri daha çok Alevi-Bektaşi felsefesini işlemiştir. Birkaç şiiri ağızdan ağza günümüze kadar gelmiş olup, yazılı ya da basılı yapıtı bulunmamaktadır.

İlk eşi Nenne’nin Hasançelebili, oğlunun adının da Abuseyif olduğu söylenir.

Kaynak kişilerin yanı sıra Ballıkaya’da birçok kişinin anlatımından İstanbul’da otuzlu yılların sonunda polis olarak göreve başlayan, ömrünün sonuna kadar da İstanbul’da yaşan Abidin Akbaba’da Gevheri ile ilgili belge ve bilgiler olduğunu duydum. Bunun üzerine İstanbul-Sirkeci’de  Devlet Demiryollarında çalışan Yusuf Kutlu’ya mektup yazarak, telefon ederek bilgi edinmek istedim. Çünkü Abidin Akbaba onların eniştesi oluyordu. Abidin Akbaba’nın sahibi olduğu defter ya da kitapların da diğer eşyalarının bir bölümü gibi yurt dışına giden kızı tarafından götürüldüğünün sanıldığını öğrendim. Sonuçta herhangi bir ipucuna dahi rastlayamadım. Ballıkaya’da yaptığım derlemelerle yetinmek durumundayım.

 

İmanı Kurşun, Dini Teneke

 

Bilindiği gibi aşıklar yöre yöre gezerler kahvehanelerde, köy odalarında çalıp çağırırlar, sohbet ederler, atışmalar yaparlarmış. Küçük Abidin köyde iken gezici aşıklardan gelenler olmuş. Bunlardan biri (Kangal’ın Dışlık köyündenmiş) iyi cura çalmasıyla ünlü Abışdede ile karşılaştığında, yani taşlaştığında cura çalışını beğenmediğini belirtmiş. Küçük Abidin buna alınmış, şunları söylemiş;

Oğlum sen dersini yanlış almışsın

İmanı farıtmış küfre dalmışsın

İblis gibi teberrada kalmışsın

O sebepten içeri giremiyorsun.

 

Gevheri’yem benim ismim melake

Başıma getirdin türlü felake

Ey iman kurşun dini teneke

Sen benim dediğmi anlamıyorsun

 

Karşısındakine “oğlum” diye seslendiğine göre oldukça yaşlı biri olduğu anlaşılıyor Küçük Abidin’in. Diğer yandan, karşısındaki aşığı “içeri” konusunda “yavan” gördüğüne göre, okuryazar olmasının yanında dinsel-tasavvufi yönden donanımlı ve kendine güvenen bir aşık olduğu da anlaşılıyor.

 

Talipten Kız Almak…

 

Tarikat adamı, dede olarak Arguvan’ın Eymir köyüne gider, oralı bir kadınla evlenir. Çevreden, Mezirme’nin ileri gelenlerine ”Talipten kız aldı (1)  denilerek yakınmalar, ayıplamalar başlar. Bunlara dayanamayarak köyü terk ettiği,  Elbistan’a gittiği, orada sıla özlemini dile getiren şu şiiri yazdığı söylenir:

 

Diyarı gurbette çaresiz kaldım

Halimden bir bilen yâri garim yok

Derdi firak ile bi mecal oldum

Ağlamaktan başka kisb-i karım yok

 

İçtim nuş eyledim cam ile zehri

Kaddim dal eyledi feleğin kahrı

Bir sadık bulmadım dolandım dehri

Kaldım ayaklarda itibarım yok

 

Çok niyaz eyledim geçmedi dilek

Ahımdan acizdir gökteki melek

Yeter Gevheri’ye ettiğin felek

Bu kadar cefaya iktidarım yok (2)

 

Üçüncü Şiiri

 

Ancak, Elbistan’a ne zaman gittiği, neresinde ve ne kadar kaldığı, geri dönüp dönmediği hakkında net bilgimiz yok.

Başka bir şiirinde, zamanın bozulduğundan, tarikat ulularının yardıma gelmelerini, zalimlerden mazlumların ahını almalarını, fesatçıların ortadan kaldırılmasını ister:

 

Seher vakti Şah İbrahim el aman

Ahdi peyman bozulmadan gel yetiş

İki cihan fahri sensin yok güman

Sivas’ı fetheden sultan gel yetiş

 

Küfrü delaletten gel eyle münit

Zaptetmek eyleyi imanı mürşit

Şah Safı Şah Haydar medet Şah Cüneyt

Erdebil’de yatan aslan gel yetiş

 

İkrar verdin buğ gününde gelesin

Muhibbi bendeyi ele alasın

Kafir yezitlere kılıç çalasın

Veliler serdarı cara gel yetiş

 

Gelip münafığı eyle zahımdar

İmana kastetti aduyu gaddar

Aman şahım yine ele al tabar

…………………………. gel yetiş

 

Yüzün gördüm dedim bayi bismillah

Haddin tövbesine indi yedullah

Gevheri kapında der Allah Allah

Veliler serdarı cara gel yetiş (3)

 

Şiirlerinin dil yapısından okuryazar olduğu, dinsel konularda kendisini yetiştirdiği anlaşılır. Bilinen halk şairi Gevheri’nin güzellemelerine karşılık Küçük Abidin daha çok tasavvufi konuları işlemiştir.

Elimizde bulunan üç şiirine göre Küçük Abidin hakkında fazla bir şey söylemek olanaksız.  Gevheri mahlasını kullandığını belirtmiştik. Bu mahlası nasıl aldığını, ya da kimler tarafından verildiğini bilemiyoruz. Ortadaki gerçek, şiirlerinin günümüze ağızdan ağza geldiği…

“Gevheri’yem güzel seven ar etmez” ve “El elinde altın kadehi neydem/Yarın elindeki tas bana yeter”  dizelerinin geçtiği şiirlerinden söz edilmekle birlikte şiirlerin tamamını bilene rastlayamadık.

Bin dokuz yüz yirmili yıllarda vefat ettiği sanılan Küçük Abidin’in Abuseyif, Hasan ve İsmail adlı çocuklarından torunları ve soyu hala Ballıkaya’da yaşamaktadır.

Küçük Abidin’den ile ilk kez 1995 yılında yazdığımız bir yazıda söz ettik. (4)  Onunla ilgili belge ve bilgilerin yıllar önce polis Abidin Akbaba’da olduğu, onun vefatı ile birlikte yok olduğu söylenir

____________________________________________________________________________________________________________________

(1) Dedelerin talipten kız alması hoş karşılanmayan bir davranıştır.

(2) Benzek için bkz: Şükrü ELÇİN: Gevheri, Kültür Bak. Yay., !989 İstanbul, s.

(3) KK: Abuseyif OKTAY; Yaş: 90’ın üzerinde, Eski-Yeni Türkçe bilir, okur-yazar, Ballıkaya köyünde oturur. DT: 17 Temmuz 1988, Ballıkaya köyü-Hekimhan-Malatya

(4) Süleyman ÖZEROL: Küçük Abidin, Yeni Haber Gazetesi, 1995; HAR Dergisi, Kasım-Aralık 2010 Sayısı, Gaziantep