YEMENLİ ABİDİN (Yemenli)

19.04.2013 20:53

YEMENLİ ABİDİN (Yemenli) 

Süleyman Özerol / Araştırmacı Gazeteci

                              

Sunu

 

Malatya ili Hekimhan ilçesine bağlı olan Ballıkaya (Mezirme) köyünün Şah İbrahim Ocağının bulunduğu yerleşim birimi olması nedeniyle otuz yıla yakın bir süreden beri Ballıkaya, Başkavak, Çanakpınar, İğdir köylerindeki derleme ve araştırma çalışmalarım arasında ozanlar ve şairler de önemli yer tutar.

Bu yazımda Ballıkaya köyünden Yemenli Abidin (Yemenli)’den söz etmek istiyorum.

 

Yemenli (Yemenli) Adı İle İlgili Anlatımlar

 

1252-1324 yılları arasında yaşadığını Malatya ili Hekimhan ilçesi Ballıkaya köyünde bulunan mezarının taşındaki kitabeden anlıyoruz. Bu mezarın ölümünden yaklaşık 20-25 yıl sonra yapıldığı bilinir. Ballıkaya’da yaşayan torunları ve yakınları ile ilgilenen kişilerin anlatımlarına göre; Abidin çok okur, çoğu geceler sabahlar, çıranın karşısında her yıl üç-dört fes yakarmış. Onun çocukluğu döneminde okur-yazar olan zaten parmakla gösterilirmiş.

Köylülerin Sivas’a alışverişe gittikleri bir gün o da gider. Oradan da ver elini İstanbul... İstanbul’da Osmanlıcasını ilerletir, eğitimini tamamladıktan sonra bölük emini/alay kâtibi olarak Yemen’e atanır. Yemen’e gitmeden önce nişanlı imiş, nişanlısı Ayşe Hatundan bir mektup alır. Ayşe Hatun mektupta şöyle bir mani yazmıştır:

 

Bıldırcın vurdu mola

Yar göğsün kitli mola

Benim sevdiğim sensin

Seninki de kim ola

 

Mektubu alır, okur; “Uzun saçlının ahı yerde kalmaz” diyerek on yıl kadar kaldığı Yemen’den döner, nişanlısı Ayşe Hatunla evlenir. Bu konuyla ilgili olarak şöyle bir anlatım vardır:

“Bir zaman sonra Anadolu-Suriye civarında (Gaziantep’e yakın) bir yere, yanında Arap yardımcısı ve bir hayli de altınla görevli olarak gelmiş. “Gelmişken köye de gideyim” demiş. Köye gelmiş, yakınlarına armağanlar verip geri yola koyulmuş. Kendisini ağlaşıp sızlanarak Halep’e kadar uğurlamışlar. Gitmekten vazgeçmiş, köye dönmüş, nişanlısı ile de evlenmiş. Arguvan-Eymir’e nahiye müdürü olarak atanmış. Bir zamanlar da dava vekilliği yapmış. Yemen’de uzun süre kaldığından dolayı Yemenli (Yemenli) adıyla anılmaya başlamış.”

Yemen’de de evlendiği ve iki çocuk sahibi olduğu öne sürülür. 1

 

“Arpa Dokundu”

 

Bir gün Uğurcuk köyüne giden Yemenli,  Alaların (Ali Ağalar) odada otururken kahveler hazırlanır. Yemenlinin kahveden iyi anladığını denemek isteyen birisi kahvesinin içine bir arpa tanesi dövüp atar. Adam hep onun davranışlarını izler, “Gerçekten mi kahveden bu kadar iyi anlıyor?” diyerek merakla bekler. Kahveler içilir, fincanlar toplanır, Yemenliden herhangi bir eleştiri gelmez. Adam öylece bekler...

Mezirme’ye dönüş hazırlıkları başlar. Yemenlinin kapıdan çıkarken topalladığını gören denemeci adam hemen yaklaşır;

“Dede ne oldu? Niye topallıyorsun?”

Yemenli gayet sakin olarak yanıtlar:

“Arpa dokundu!” 2

 

“Muska Yazdım İtine...”

 

Şatıroğulları avlanmak için tazı beslerlermiş. Tazılar ise hareketsizmiş ve avı yakalayamazlarmış. Yemenlinin okuryazar olduğunu bildiklerinden muska yazması için adam gönderirler. Bahşiş olarak da bir koyun. Aslında muska yazmasını bilmeyen ve sevmeyen Yemenli gelenleri boş çevirmemek için bir şeyler karalar. Bunun üzerine tazılar avlanmaya başlar. Ağalar muskada neler yazıldığını merak ederek okuryazar birini bulup okuturlar. Şunlar yazılı imiş:

 

Muska yazdım itine

Kebap ettim etine

Tazı avı tutarsa tutar

Tutmazsa kıçı sahibinin götüne

 

Bu mizahi dizelerle karşılaştıklarından başlarlar takır takır gülmeye... 3

 

Edebi Kişiliği İle İlgili Anlatımlar

 

Kalemi çok güçlü olan Yemenlinin daha çok nükteli şiirleri vardır. “Bizde evlat yok” diyerek gümüş kalemini İğdir köyünden Cinöğün Abış’a armağan ettiği, bazı kitaplarının ve belgelerinin Deveci köyünde; yazdıklarının bir bölümünün ise torunu Hüseyin Öztürk, Adalet Eski Bakanı Seyfi Oktay, Sazlı Mıççoğ, emekli öğretmen Hacı Ali Öztürk’te bulunduğu öne sürülür.  4

Yemenlinin torunu Yusuf Öztürk,  Hacı Ali Öztürk’ün defterinden aldığı birkaç şiir ile bir mektubu 1 Ekim 2002 tarihinde Ballıkaya köyünde, “kaybolmaması ve kayıt olması gerektiğini” belirterek bana verdi. Şiirlerinde Arapça ve Farsça sözcüklerin çokça yer aldığı görülür. Biçim yönünden aksak ve eksik yönleri olmasına karşın içerik yönünden daha çok yergi özelliği taşıdığı söylenebilir. Şiirlere konulan başlıkların sonradan eklendiğini sanıyorum. Bazı yanlışların ve eksiklerin olmasında ise aktarıcıların da hatası olduğunu söyleyebiliriz.

Şiirlerden bazılarını dosyaya (ya da deftere) yazılış sıralaması yönüyle şöyle verebiliriz:

 

Murtaza Ağaya...

 

İçer arakıyı sallar başını

Ürkütür insanı Seyit Mürtaza

Veyis gibi otuz iki dişini

Çektirir meydanda Seyit Mürtaza

 

Hu deyince erenlerin şirazi

Muhabbettir divanının garezi

Çubuğun elinde eyler terazi

Ayağa kalkınca Seyit Mürtaza

 

Cengi harbi salınınca duramaz

Arif Usta bunun gibi olamaz

Löktür karşısında kimse duramaz

Coşunca meydanda Seyit Mürtaza

 

Paşanın müdürü meclisin gülü

Hanın goncası da dostun bülbülü

İçerek kadehi dür döker dili

............................. Seyit Mürtaza

 

İçer arakıyı olur mestane

Meyil vermez entariye fistana

Atı yok ki gide Arabistan’a

Demirci dedesi Seyit Mürtaza

 

İbrahim bu işi iyi mi etti

Seyit’i ziyaret etmeden gitti

Yoksa Kotoğ Hoca sihir mi etti

Sihirin s.keyim Seyit Mürtaza

 

Abış’tan Hafız’dan iyidir bence

Şundan bundan Köroğlu’ndan epeyce

Davudi sesi var Başoğ’den eyce

Aldırır makamı Seyit Mürtaza

 

Dedelere Hicviye

 

Zurba zurba olmuş birleşip gezer

Zemheri kurduna döndü dedeler

Ne yapsın talipler şimdi yırtıcı

Hep canavar oldu gitti dedeler

 

Talip tavuk oldu dedeler tilki

Bir tavuk kalmadı on köyde belki

Er gök irek derken hep yedi tilki

Bundan sonra s.kimi yer dedeler

 

Yeter ettiğiniz yetmez mi artık

Ayağı çarıklı şalvarı yırtık

İçmeye bulmayan bir kaşık katık

Bal şerbeti çay isteyen dedeler

 

Yeter ettiğiniz dedeler yeter

Hıdır Abdallıdan ettiniz beter

Sünnüm büklüm ünnüm bir bölük epter

Karga kartal bülbül olmaz dedeler

 

Söyletmeyin beni dertliyim dertli

Şimendifer hareketli süratli

Kimisi piyade kimisi atlı

Dağılır köylere seyyar dedeler

 

Bilmezsiniz halin ehli habibin

Sözüm geçmez neden hüküm galibin

Bin senelik Şah İbrahim talibin

Çundurdunuz purutlara dedeler

 

Böyle miydi sizden evvel gelenler

Söyler idi eskilerden görenler

Seçilmiyor kalburcudan dedeler

Şimdi oldu Seterekli dedeler

 

Kimisi şeyh olmuş kimisi arif

İlim irfan bilmez nedir maarif

Her biri bir sürek ediyor tarif

Mürşit oldu delikanlı dedeler

 

Irakıp bu halı sezdiği için

Talibin dededen bezdiği için

Etmeyniz tutmaynız dediği için

Yemenliye dede demez dedeler

 

Şiirden sonra bir de not var. Bu notta, köylere gelen yabancılara ve sahte dedelere dikkat çekilmektedir.

 

“Baltacıbaşı, Çanakpınar, Kozdere köylerine birtakım dedeler geliyor. Avrupa saçlı, Arap kefiyeli, Acem sakallı, arkası çantalı, eli sopalı, Kıpti misali dedeleri köyünüze misafir etmeyiniz.” 5

 

“Dedelere Hicviye”, Alevi-Bektaşilikteki dedelik kurumunun yozlaşmasını dile getirerek eleştirir. Şiir, Fuat Bozkurt tarafından 1986 yılında Ballıkaya’da Yemenlinin torunu Hüseyin Öztürk’ten alınarak yayınlanmıştır. Bozkurt, şiiri yayınladığı yazıda “Yemenlinin başka şiirinin bulunmadığını” belirtmiştir. 6

 

Emanet Çadır İsteyiş...

 

Esma umurmi taalmüsulül nadan ile

Ülfeti cahil marazdır etme Allah aşkına

 

Leyli veş müstağni olma gözlerim gözler seni

Bir muzurkıl mecnunun haline Allah aşkına

 

Abidin’i reddeyleme sen Abidin matlubunu

Devletin geldikçe sarf et Allah aşkına

 

Cahil-i nadana rağbet etme kim olur hiba

Demeyeler sana cahil etme Allah aşkına

 

Devletin olsun mezil yevmente yevmen Abidin

İzdiyat ettikçe ver perverdigar aşkına

 

Gerçi maddaba kılma yezdanperest ol nuru eyn

Devletin geldikçe sarf et daim Allah aşkına

 

Zerperestlik putperestliktir eya bilmez misin

Hep tapanlar geldi gitti şeytan aşkına

 

Ücreti nakliyesi ersal tülek Zeynal Eba

Ente ati çetri vahit Mürtezanın aşkına

 

Ergovanlı Eymir Fahri Müdürü Yemenli Abidin Efendinin Velizade Halil Ağaya Yazdığı Name

 

Ballıkaya’da elimize geçen şiirleri yanında Velizade Halil Ağa’ya yazdığı mektup, yergi türünün ilginç bir örneğidir.

Mektupta, bir köpek istediğini, köpeğin özelliklerinin neler olması gerektiği sıralanır. Mektup, öz ve biçimine dokunulmadan cümleler halinde düzenlenerek aşağıya aktarılmıştır.

 

Bades selama mahsuse Velizade Halil Ağaya,

 

Bir köpek itası için göndermiş olduğum erizci mahsusemiz vesili desti âlileri olarak Harabalı Bekir Ağaya methü ve sitayişle tüysüz molal gibi dişsiz bir köpek göndermiş. Bu köpeğin;

Türkçe bilmez, Kürt gibi ağzı, kulağı sağır,

Oturduğu köşeden kalkmaz dede gibi canı, ayağı ağır,

Tarikata hükmetmeyenlerin ehli tarikata ürdükleri kadar ürdüğünü bilmez,

Av bocusu kadar kurda varmaz,

Şunda ölüm artığı beş on koyunum kaldı, amma onu da canavarlar elimden almak istiyorlar.

Bir kerre çobanın veli irsal sulbü âlileri kılında bir köpek göndermelisiniz. Amma göndereceğiniz köpek;

Heybet kıyafette Başgınıklı Haydar Ağaya teşhih olmalı.

Zevzeklik ve şarlatanlıkta Hasançelebi Müdürüne teşhih olmalı.

Ustalık ve hırsızlıkta Hekimhan Müdürü gibi maharetli ve

Şötük Müdürü gibi sahte onurlu, cahil cesaretli olmalı.

Bu saydıklarım olmazsa;

Engizek Müdürü gibi ince ve cansız,

Dırıcan Müdürü gibi sonsuz, devamsız,

Ayvalı Müdürü gibi soysuz,

Karaca Müdürü gibi sitti sedasız olursa; bu gibi köpek asılare-i âlilerinize hizmet etsinler, odamı beklesinler.

 

Lülezade Ali Ağayı Yıkan Mektup

 

Harput vilayetinin Gümüş Madeni (Keban) ilçesine bağlı Tahir nahiyesinin Karahöyük köyü halkından Veli Ağanın torunu Kürt Yusuf oğullarından Lülezade Ali Ağa Lülezade Hüseyin Ağanın üçüncü oğludur. Tahir nahiyesine bağlı köylerin aşar vergilerini toplamakla görevlidir.

1880 yılında köylerin vergilerini toplar, Mezirme köyünün vergisini de bildirir bir mektup gönderir. Geçim sıkıntısında olan köylüler, Ali Ağanın bildirdiği verginin miktarını çok bularak çare aramaya başlarlar. Köy halkından zeki ve kalemi güçlü olan Yemenli adlı kişi köy halkına, “Sizle hiç merak etmeyin, ben buna bir çare bulacağım” der. Zamanın padişahına bir mektup yazar. Mektupta şunlar yazılıdır:

 

Padişahım,

Harput vilayetinin Gümüş Madeni ilçesine bağlı Tahir nahiyesinin Karahöyük köyü halkından Ali Ağa, kendisini “yeraltı dünyasının Allah’ı” sayarak köyleri haraca bağlamış olup halktan zorla para almaktadır.

Padişahım bu ne haldir, bu ne yoldur

Bu nameyi yazan Yemenli kuldur

Ya derdimize derman, ya katlimize ferman…

 

Mektubu padişaha gönderir. Padişah mektubu okuyunca Harput vilayetinin hükümet yetkililerine bir ferman gönderir. Bu ferman üzerine Ali Ağa tutuklanarak Gümüş Madeni’nde zindana atılır. 7

 

Düzenlenmiş biçimi ile Har Dergisinde yayınlanmıştır.