Yusuf Çalışgan (Gürgür Dede)

05.08.2013 20:56

Yusuf Çalışgan (Gürgür Dede)

Aşağıdaki özgeçmiş düzenlemesi Gürgür Dede’nin çocukları ve torunları ile yapılan görüşmeler den sonra 04 Nisan 2011 tarihinde torunu Merdan Çalışkan ile yapılan yazışma ve görüşmelerle düzenlendi, Haziran ayında son biçim verildi. Katkı sunanlara teşekkürler...

Bu özgeçmişe katkı sunmak isteyenelrin yazmalarını bekliyorum.

Saygılarımla...

Süleyman ÖZEROL

Babası Ali Çavuş, annesi Safiye’dir. 1909 yılında Malatya ili Hekimhan ilçesi Mezirme (Şimdiki adı Ballıkaya) köyünde doğmuştur. Ali Çavuş Malatya ili Darende ilçesi Yünlüce (Alvar) köyüne yerleştiğinden bu köyün (şimdi Kuluncak ilçesine bağlı) nüfusuna kayıtlıdır.

 

Askerliğini 36 ay olarak Malatya’da yapmıştır.

 

Önce Çiçek Hanımla evleniyor. Çiçek Hanım Hakka eriyor, daha sonra Gülcihan hanımla evleniyor. Çiçek Hanımdan Bağdat; Gülcihan Hanımdan Ali, Leyla, Hasan, Göher. Abbas, Sakine ve Hamdullah oluyor. Toplam sekiz çocuk sahibi.

 

Dede, 5 Ağustos 1999’da Hakk’a yürüdü, Alvar köyüne defnedildi.

* * *

Şah İbrahim Veli Ocağındandır. Dedelik yapmayı daha çok babası Ali Çavuş’tan öğrenmiştir. Ali Çavuş, sekiz yıl Yemen’de kaldığından Arapçayı dil yapısı ile öğrenmiş; eski yazılar ve Kuran-ı Kerim hakkındaki bilgilerini oğlu ile paylaşmış ve onun öğrenmesini sağlamıştır. Gürgür Dede böylelikle bilgili bir dede olarak yetişmiştir.

 

Dedeliğe on üç yaşında başlamış… İlk dedelik yaptığı sırada köydekiler yaşı çok küçük olduğu için ciddiye almamışlar, bilgisi yok diye küçümsemişler. O köydeki cemaat, dedemi uzaklaştırmış. Dedem de gidip kendini eve kilitlemiş, Ama bu hapislik daha çok derviş misali çile çıkarmaya benziyor. Ali Çavuş Dedenin yazdığı ve okuduğu bütün kitapları almış, okumuş, ilimi sindirerek kendisine hiçte yabancı olmayan bir anlatım ile öğrenmiş. Daha sonra ayni köye gitmiş ve edep erkânı yürütünce köydekiler şaşkınlıklarını gizlememişler.

 

Bağlama çalmayı bilmiyordu. Pazarcık yöresinde Elif Ananın oğlu Mehmet Ocak, Âşık Vahap, Âşık Celal Dede, Âşık Abidin Dede zakirliğini yapmışlardır.

Suriye, İran, Ürdün gibi ülkelerde dahi talibi var ve cem yürüttüğü bilinir. Türkiye’nin birçok köyünde dedelik yaptı. Ayhan Aydın ile yaptığı söyleşide dedelik yaptığı yerleri şöyle dile getirir:

 

“Arguvan, Eğribük, Ambarcık, Fethiye, Aşağı Sürmeli, Yukarı Sürmeli, Kızık, Eymir, Ağören, Çavuş köyü, Halpuz köyü, Mineyik köyü (bu köyde başka dedeler de var, ama taliplerimiz ayrı), Mezirme, Iğdır, Mıhel (Mihayil, Başkavak), Çanaklar, Mıroğlar, Kozdere, Hasan Çelebi’nin yarısı, Köylü köyü, Tarkanlar köyü, Armağan, Zerk, Davulbaz, Mamaş, Hamal köyü, Kocayurt, Gâvur Haraba, benim köyüm Alvar, Kuluncak, Bicir, Çörmü, Tersakan, Bahçedamı, Davulku, Hacılar Hekimhan’a ait. Kangal’ın; Dışlık, Yellice, Bulak, Höbek, Ceviz köyü... Çorum’daki köyler; İsipkıran, Yanıçak, Alamas, Keşlik, Kamışlı, Zekerhacı, Körkü... Maraş’ta, Çubuk tarafında da çok köy var. Maraş’ta Elbistan’da Küçük Yapalak köyleri sadece hatırlayabildiklerim ve nicesi eksik kalıyor.”

 

Oğlu Hamdullah Çalışkan Dede hala cem yürütüyor.

 

En basta bilime çok önem verirdi, “İlim bu yolun temelidir” derdi. Yunus Emre buyurduğu gibi;

 

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsen

Ya nice okumaktır

 

Okudum bildim deme, çok tat kıldım deme.

Eri Hak bilmez isen abes yere yelmektir.

 

Ayrıca görgü cemlerine ve musahip tutulmasına önem verirdi; musahip kardeşliğinin önemini vurgular, bu yollarının asla ayrılmamasını, her şeyinin bir olduğunu anlatır ve çeşitli öğütler ile tembihlerdi.

 

Yine Ayhan Aydın ile yapmış olduğu bir söyleşide şöyle der:

 

“Cenabı Allah diyor ki; ‘Bir insan elbise giymekle, zengin olmakla, dede olmakla, memur olmakla, hâkim olmakla, bilmem ne olmakla cemal değildir.’ Cemal dediğin; ilmi, edebi, hayâyı ifade ediyor. Diyor ki; ‘Ey kullarım! Elinizden geliyorsa, âlim olun. Âlim olamıyorsanız, bari öğrenci olun. Öğrenci olamıyorsanız, bari dinleyici olun. Dinleyici olamıyorsanız da tamamen cahil olmayın.’ Cenabı-ı Allah, ‘Cahillerin Piri de bir cahildir’ diyor. ‘Okursan, ilmine edersen şek, sekiz cahilden yeğdir eşek. İlmini âlem etmeyen ister hoca, ister dede, kim olursa olsun, eşekten beter hayvana benzer’ diyor. Eğer Kuran adamı kurtarmış olsaydı, her ölen adam bir Kuran satın alır, kefenin arasına koyar ‘Ben Kuran getirdim’ derdi.

 

İste görüyoruz ki bu yolla herkes giremez, Hz Ali efendimizin buyurduğu gibi; zamanın getirdiği şartlar var bu zamana göre, insan nefsini güzelleştirebilir. Ne yapabilir; yalandan kinden kibirden, riyakârlıktan, ikiyüzlülükten uzak durur. Eline beline diline sadik olur, aşına eşine işine sadık olur. Yetimin, mazlumun, garibin, fakir fukaranın hakkını bilir, komsu hakkı bilir, ana baba hakkı bilir, pirini mürşidini bilir. Kimseyi dillinden, dininden renginde ırkından dolayı hor görmez, dar didarını gurur. Dört kapı kırk makama erişmek için boynunu verir, tarik altından geçer. Bu şekilde nefis zamana göre terbiye edilir.

 

İnsan-ı kâmil olmak için doğacaksın, yolla doğacaksın budur şeriat, pirin kazanında kaynayacaksın, acı iken bal şerbet olacaksın, Marifet ehli olacaksın, kalbindeki mühür kalkacak, gözlerin önündeki perde kalacaksak, kulakların tıkalılığı kalkacak ki Muhammet Mustafa’nın güzel ahlakına layık olacaksın. Bu şekilde yolla gireceksin.